Nörobilim

DEHB'nin Görünmeyen Yüzü:

DEHB'nin Görünmeyen Yüzü:

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), geleneksel olarak bireyin dış dünyadaki uyaranları filtreleme, dikkatini sürdürme ve dürtülerini kontrol etme güçlüğü olarak tanımlanır. Ancak nöropsikolojik araştırmalar, sorunun yalnızca bireyin çevresiyle olan etkileşiminde değil, kendi bedeniyle kurduğu içsel iletişimde de yatabileceğini göstermektedir. Ben ve arkadaşlarım (2025) tarafından yapılan son çalışmamızda, tam da bu noktaya parmak basarak DEHB’li yetişkinlerde interosepsiyon (iç algı) mekanizmalarının nasıl işlediğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymayı amaç edindik.


DEHB literatürü, uzun yıllar boyunca beynin prefrontal korteksine, yürütücü işlevlere (executive functions) ve dış dünyadan gelen uyaranların dopaminerjik filtrelenmesine odaklanmıştır. Ancak son yıllarda nöropsikolojide yaşanan paradigma değişimi, dikkatin sadece “dışarıya” değil, “içeriye” de yönlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. Güncel araştırmalar, DEHB’nin temelinde bedenin kendi fizyolojik durumunu haritalandırma yeteneği olan interosepsiyon (iç algı) süreçlerindeki ciddi bozulmaların yatabileceğine işaret etmektedir.

Bedenin İç Sesini Duymak: İnterosepsiyon Nedir?

İnterosepsiyon, en temel ifadeyle, bedenin içsel fizyolojik durumunu algılama, hissetme ve anlama yeteneğidir. Kalbin atışı, nefesin derinliği, gastrointestinal hareketler ve kas gerginliği gibi iç organlardan gelen (visseral) sinyallerin merkezi sinir sistemine iletilmesi ve burada anlamlandırılması sürecidir. Bu sürecin beyindeki ana merkezi İnsular Korteks (özellikle anterior insula) ve Anterior Singulat Korteks (ACC)‘tir. Kalp atışını fark etmek, nefes ritmini hissetmek, mide kasılmalarını (açlık/tokluk) anlamlandırmak bu sistemin birer parçasıdır. Sağlıklı bir duygu düzenleme (emotion regulation) ve bilişsel kontrol süreci, ancak beynin bedenden gelen bu iç sinyalleri doğru bir şekilde okuyup yorumlamasıyla mümkündür.


Sağlıklı bir nörolojik sistemde insula, bedenden gelen alt-düzey fizyolojik verileri alır ve bunları üst-düzey bilişsel ve duygusal durumlara (örneğin; “kalbim hızlı atıyor, demek ki şu an kaygılıyım”) çevirir. DEHB’de ise, beynin “Önem Atfetme Ağı” (Salience Network) ile “Varsayılan Durum Ağı” (Default Mode Network) arasındaki geçişlerde yaşanan asenkronizasyon, insulanın bu içsel sinyalleri yakalamasını zorlaştırır. Birey, bedenin verdiği “aşırı uyarılma” veya “stres” sinyallerini bilinçli farkındalık düzeyine taşıyamadığı için, dürtüsel davranışlar veya duygu patlamaları kaçınılmaz hale gelir.

İnterosepsiyonun Üç Katmanı ve Metabilişsel Kopukluk

İnterosepsiyon tek boyutlu bir kavram değildir. Modern araştırmalar (Sarah N. Garfinkel ve ark. modeline dayanarak 2015) iç algıyı üç farklı katmanda inceler ve DEHB’li bireylerin bu katmanların tümünde yapısal zorluklar yaşadığı görülmektedir:


Çalışmalarda aleksitimi (kendi duygularını tanıma zorluğu), otizm spektrum özellikleri ve depresyon gibi interosepsiyonu bozduğu bilinen diğer faktörler istatistiksel olarak dışlandığında dahi, DEHB ve düşük iç algı arasındaki ilişkinin güçlü kalması, bu kopukluğun doğrudan DEHB’nin nörolojik mimarisinden kaynaklandığını kanıtlamaktadır.

Araştırmanın Metodolojik Temeli ve Temel Bulgular

Söz konusu araştırma, deneysel psikoloji alanında sıkça karşılaşılan karıştırıcı değişken (confounding variable) sorununu oldukça titiz bir istatistiksel yaklaşımla ele almıştır. Yaş, etnik köken, depresyon düzeyleri, otistik özellikler ve aleksitimi (duyguları tanıyamama) gibi sonuçları manipüle edebilecek faktörler dışlandığında bile, DEHB ile iç algı zayıflığı arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı kaldığı kanıtlanmıştır.

Çalışmanın en dikkat çekici bulguları şunlardır:

Klinik ve Pratik Çıkarımlar

Eğer DEHB’li bir birey, öfkelenmeye veya dikkati dağılmaya başladığında bedeninde değişen fizyolojik parametreleri (artan kalp ritmi, sığlaşan nefes) hissetmiyorsa, sadece bilişsel stratejilerle (kendine telkin verme, mantıklı düşünme) “durmayı” başarması çok zordur. Bilişsel kontrol, somatik (bedensel) bir temel gerektirir. Bu durum, DEHB tedavisinde geleneksel farmakolojik yöntemlerin (uyarıcılar) veya klasik Bilişsel Davranışçı Terapilerin (BDT) yanına mutlaka aşağıdan-yukarıya (bottom-up), yani bedenden beyne giden somatik müdahalelerin eklenmesini zorunlu kılar.


Bilinçli Farkındalık (Mindfulness) Temelli Müdahaleler: İşte tam bu noktada mindfulness devreye girmektedir. Oxford Üniversitesi gibi merkezlerin geliştirdiği Mindfulness Temelli Bilişsel Terapi (MBCT) ve benzeri uygulamalar, beynin interoseptif ağlarını (insulayı) fiziksel olarak kalınlaştırma ve aktive etme potansiyeline sahiptir.



Ben ve arkadaşlarımın bu değerli çalışması, literatürde sıklıkla göz ardı edilen bir gerçeği aydınlatmaktadır: Bilişsel kontrol, sağlam bir bedensel farkındalık zemini üzerinde yükselir. Yetişkinlerde DEHB, sadece “dikkatini toplayamama” sorunu değil, beynin kendi bedeniyle olan “iletişim ağının” zayıflamasıdır. Geleceğin psikoterapi ve rehabilitasyon modelleri, DEHB’li bireylere sadece zihinlerini nasıl yöneteceklerini değil, aynı zamanda bedenlerinin içinden gelen o fısıltıları nasıl duyacaklarını, özellikle de mindfulness gibi yapılandırılmış somatik pratikler aracılığıyla öğretmek zorundadır. DEHB tedavisinde geleceğin yönelimleri, beyni “dışarıya” odaklamaya çalışırken, “içerideki” sinyallerin sesini açmayı da ihmal etmemelidir.


Garfinkel, S. N., Seth, A. K., Barrett, A. B., Suzuki, K., & Critchley, H. D. (2015). Knowing your own heart: distinguishing interoceptive accuracy from interoceptive awareness. Biological Psychology, 104, 65-74. > (DOI: https://10.1016/j.biopsycho.2014.11.004)


Burcu Göz Tebrizcik, Alexandra L Georgescu, Susannah Pick, Eleanor J Dommett (2025). Interoceptive abilities in adults with attention deficit hyperactivity disorder. BMC Complementary Medicine and Therapies. > (DOI: https://doi.org/10.1016/j.biopsycho.2025.109161)